Naomi Klein hükümetlerin ve küresel elitlerin bir salgını nasıl kullanabileceğini açıklıyor.

13 Mart 2020’de vice.com’da “Coronavirus Is the Perfect Disaster for ‘Disaster Capitalism’[1] başlığıyla yayımlanan, Naomi Klein ile yapılan söyleşiyi aşağıda yayınlıyoruz. Söyleşi: Marie Solis Çev.: Cansel Kademli

SARS’ın hastalık bulaştırdığı insan sayısının on katına hastalık bulaştırmış olan Koronavirüs, resmi olarak küresel bir salgın. Amerika Birleşik Devletleri genelinde okullar, üniversiteler, müzeler ve tiyatrolar kapatılırken önümüzdeki günlerde şehirler tamamen karantina altına alınabilir. Uzmanlar, COVID-19 olarak da bilinen virüs yüzünden hasta olduğundan şüphelenilen bazı kişilerin günlük rutinlerine devam etmelerinin, iş yerlerinin kendilerine ücretli izin vermemesinden veya özelleştirilmiş sağlık sektörümüzdeki sistematik hatalardan kaynaklandığını düşünüyorlar.

Çoğumuzun ne yapmamız ya da kimi dinlememiz gerektiği konusunda kafası karışık. Başkan Donald Trump, Hastalık Kontrolü ve Hastalıktan Korunma Merkezleri’nin tavsiyelerine karşı çıktı. Kafa karıştırıcı olan bu bilgiler, yüksek derecede bulaşıcı virüsten gelen zararı azaltmaya yönelik zamanı daralttı.

Bu koşullar, hükümetler ve küresel elitlerin, kafalarımızın darmadağın olmadığı bir durumda karşı çıkabileceğimiz pek çok politik gündemi uygulamaları için mükemmel koşullar. Bu olaylar zinciri, koronavirüsün yarattığı krize özgü değil. Tüm bunlar politikacıların ve hükümetlerin on yıllardır takip ettiği, “şok doktrini” olarak ifade edilebilecek, aktivist ve yazar Naomi Klein’ın 2007 yılında aynı isimli kitabında ortaya attığı bir proje.

Tarih adeta bir “şoklar” kronolojisi; savaşların, doğal afetlerin, ekonomik krizlerin şokları ve bu şokların sonuçları. Bu sonuçlar “felaket kapitalizmi” ile, önceden hesaplanmış serbest piyasa çözümleriyle karakterize edilir. Krizlere karşı sunulan bu çözümler, var olan eşitsizlikleri sömürür ve bu eşitsizliklerin artmasına neden olur.

Klein, felaket kapitalizminin uzun zamandır ulusal sahnede boy gösterdiğini söylüyor. Trump Koronavirüse karşı, bordro vergilerinde kesinti yapan (ki bu Sosyal Güvenlik’i mahvedecek bir hamle) ve pandemi nedeniyle iş yapamayan endüstrilere yardım sağlayacak yedi yüz milyar dolarlık bir teşvik paketi önerdi.

Klein bunu şöyle yorumluyor: “Pandeminin olduğu bir zamanda acıları hafifletmenin en etkili yolu olduğu için yapmıyorlar bunu; kafalarında uygulamaya geçirebilecekleri bir fırsat şekillendiği için yapıyorlar.”

VICE, Klein ile koronavirüs şoku’nun, kendisinin on yıldan uzun zaman önce “Şok Doktrini”nde ana hatlarıyla belirttiği olaylar zincirinin gerçekleşmesine nasıl yol açtığını konuştu.

Bu röportajın edisyonunda uzunluk ve anlaşılırlık kriterleri gözetilmiştir.

Temel sorularla başlayalım. Felaket kapitalizmi nedir? Bunun “şok doktrini” ile olan ilişkisi nedir?

Benim felaket kapitalizmi tanımım çok açık. Felaket kapitalizmi, özel endüstrilerin büyük ölçekli krizlerden doğrudan kâr sağlamak için izledikleri yayılma yoludur. Felaket ve savaş vurgunculuğu yeni kavramlar değil ancak; bunlar 11 Eylül olaylarından sonra Bush yönetimi altında iyice kök saldı. Yönetim bu dönemde, bir tür bitmek bilmeyen güvenlik krizi ilan etti ve eş zamanlı olarak güvenliği özelleştirdi ve taşeronlaştırdı. Buna yerli, özel güvenlik devletiyle beraber Irak ve Afganistan’ın (özelleştirilmiş) istilası ve işgali de dahildi.

“Şok doktrini” sistematik olarak eşitsizliği derinleştiren, seçkin sınıfı zenginleştiren, diğer herkesin çökmesine neden olacak politikaları yürürlüğe sokmak için büyük ölçekli krizleri kullanan politik bir stratejidir. Kriz zamanlarında insanlar, o krizden kurtulmanın günlük acil durumları her neyse onlara odaklanmaya ve iktidardakilere çok fazla güvenmeye eğilimlidirler. Kriz zamanlarında ne yaptığımıza pek dikkat etmeyiz.

Bu politik strateji nereden geliyor? Bu stratejinin izini Amerikan siyasi tarihinde nasıl sürersiniz?

Şok doktrini stratejisi FDR’nin[2] yönetimindeki ilk “Yeni Anlaşma”ya[3] bir cevaptı. (Ekonomist) Milton Friedman Yeni Anlaşma altındaki Amerika’da her şeyin yanlış gittiğine inanır: Yeni Anlaşma döneminde, Büyük Buhran ve Dust Bowl’a [Toz Çanağı] karşılık, ülkede çok daha aktivist bir hükümet ortaya çıkmıştı. Bu hükümetin misyonu, o günün ekonomik krizini çözmekti ve bunu devlet istihdamı yaratarak ve doğrudan rahatlama sunarak gerçekleştirebilmişti.

Sıkı bir serbest piyasa ekonomistiyseniz, piyasanın battığı dönemlerde, yenilikçi değişime daha organik bir biçimde uyum sağladığını bilirsiniz; büyük şirketleri kayıran deregülatif politikaların uygulandığı dönemlere nispetle. Bu nedenle şok doktrini krizlerin, ilerici politikaların ortaya çıktığı organik anlara yol açmasını engellemek için bir yöntem olarak geliştirildi. Politik ve ekonomik olarak ayrıcalıklı olanlar, krizlerin bu anlarını, ülke ve dünya genelindeki gelir uçurumunu daha da derinleştiren, halkın rağbet etmediği politikaları yürürlüğe sokmak için bir şans olarak görürler.

Şu anda pek çok kriz yaşanıyor: salgın, bu salgını kontrol edebilmek için gerekli olan altyapının eksikliği ve çökmekte olan borsa. Bunların her birinin Şok Doktrini’nde ana hatlarıyla belirttiğiniz şemaya nasıl oturduğunu açıklayabilir misiniz?

Şok virüsün ta kendisi zaten. Ve bu kriz, kafa karışıklığını en üst noktaya çıkartan ve korumayı en aza indiren bir yolla yönetildi. Bunun bir komplo teorisi olduğunu düşünmüyorum; bu, ABD hükümetinin ve Trump’ın krizi yönetme biçimi,  tamamıyla yanlış. Trump şimdiye kadar buna kamu sağlığı krizi olarak değil, algı krizi ve başkanlığa yeniden seçilmesi için potansiyel bir problem olarak yaklaştı.

Bu durum, özellikle ABD’nin ulusal bir sağlık planına sahip olmadığı ve işçilere yönelik korumaların oldukça kötü olduğu gerçeğiyle birleşince, olabilecek en kötü senaryoya dönüşüyor. Tüm bu unsurların kombinasyonu maksimum şoka neden oldu. Bu krizi, karşımızdaki en şiddetli krizlere -örneğin iklim krizine– neden olan endüstrilerin paçasını kurtarmak için kullanacaklar. Bu endüstrileri –havayolu endüstrisini, gaz ve petrol endüstrisini, gemi endüstrisini-  desteklemek istiyorlar.

Bu filmi daha önce nerede izlemiştik?

Şok Doktrini’nde bunun Katrina Kasırgası’nda nasıl gerçekleştiğinden bahsetmiştim. Heritage Foundation gibi Washington beyin takımını oluşturanlar buluştu ve Katrina için “serbest piyasa yanlısı” çözümlerle dolu bir dilek listesi ortaya attılar. Şu anda da bu toplantıların aynılarının gerçekleştiğine emin olabiliriz. Hatta Katrina grubunu yöneten kişi Mike Pence[4] idi. Bu filmi, 2008’de ülkelerin bankalara şu boş çekleri yazdığı ve sonunda trilyonlarca doların eklenmesine neden olduğu ilk (banka) önlemlerinde gördük. Fakat bunun gerçek bedeli kemer sıkma politikaları biçiminde zuhur etti (sonrasında sosyal hizmet alanında kesintiler oldu). Yani, olay sadece şu an ne olup bittiğiyle ilgili değil, hepimize kesilen faturaların son ödeme tarihi geldiğinde, bunu nasıl ödeyecekleriyle ilgili.

Bireylerin Koronavirüse cevaben, çoktandır gözlemlediği felaket kapitalizminin yarattığı zararı hafifletmek için yapabileceği herhangi bir şey var mı? Katrina Hortumu ya da küresel piyasada en son yaşanan durgunluk zamanına göre daha iyi bir durumda mıyız yoksa daha kötü bir durumda mı?

Bir krizle sınandığımızda ya geriler ve parçalanırız ya da büyürüz ve daha önceden bizde var olduğunu bilmediğimiz birtakım güçlü yanlarımızın ve merhametimizin kaynaklarını buluruz. Bu da o sınavlardan biri olacak. Biraz umudumun olmasının sebebi, gelişmeyi ve değişmeyi tercih edebilecek olmamız. 2008’in aksine, kaynağını savunmasızlığımızdan alan krize daha farklı çözüm yolları öneren gerçek bir politik alternatife ve onu destekleyen daha büyük bir politik harekete sahibiz.

Green New Deal [Yeşil Yeni Anlaşma] etrafındaki işlerin tamamı bununla ilgiliydi: böyle bir zamana hazırlık yapmak. Cesaretimizi öylece kaybedemeyiz; evrensel sağlık hizmeti, evrensel çocuk bakımı, ücretli hastalık izni için her zamankinden daha fazla mücadele vermeliyiz; bunların hepsi birbiriyle derinden bağlantılı.

Eğer hükümetler ve küresel elitler bu krizi kendi çıkarları için kullanırsa, bireyler birbirlerine sahip çıkmak için ne yapabilir?

“Ben sadece kendi başımın çaresine bakarım, var olan en iyi sigortaya sahibim, ya da iyi bir sigortamın olmaması muhtemelen benim problemim”. İşte bunlar, “kazanan her şeyi alır” ekonomisinin beynimize kazıdığı cümleler. Bu seferki gibi kriz anları, birbirimize karşı ne kadar geçirgen olduğumuzu gün yüzüne çıkarıyor. Oldukça acımasız olan ekonomik sistemimizin bizi inandırdığının aksine, birbirimizle ne kadar bağlantılı olduğumuzu canlı olarak görüyoruz.

Aldığımız sağlık hizmeti iyiyse güvende olacağımızı düşünüyor olabiliriz. Ancak yemeğimizi yapan, dağıtan ya da yemek kaplarını paketleyen insanların sağlık erişimi yoksa ya da bırakın işe gitmeyip evde kalmayı -çünkü ücretli hastalık izinleri de yok- test yaptırmaya bile güçleri yetmiyorsa, biz de güvende olmayacağız. Birbirimizi koruyup kollamazsak hiçbirimiz korunmuş olmayacağız. Tuzağa düşeceğiz.

Toplumun farklı örgütlenme biçimleri, bizdeki farklı yönleri de gün ışığına çıkarır. İnsana göz kulak olmayan ve kaynakların hakkaniyetli dağıtılmadığı bir sistemin içinde yaşadığınızı biliyorsanız istifçi yönünüz ortaya çıkacaktır. Bu yüzden, bunun farkında olun. İstiflemek, kendinizin ve kendi ailenizin bakımını düşünmek yerine komşularınızla paylaşımı esas alın ve en savunmasız insanları korumaya çalışın.


13 Mart 2020’de vice.com’da “Coronavirus Is the Perfect Disaster for ‘Disaster Capitalism’[1] başlığıyla yayımlanan, Naomi Klein ile yapılan söyleşiyi aşağıda yayınlıyoruz.

[1] Marie Solis, “Naomi Klein: Coronavirus Is the Perfect Disaster for Disaster Capitalism”, 13 Mart 2020. 15 Mart 2020 tarihinde erişilmiştir. Yazarın izniyle çevrilmiştir. Vurgular orijinal metne aittir. Metnin İngilizce orijinali için bkz. https://www.vice.com/en_us/article/5dmqyk/naomi-klein-interview-on-coronavirus-and-disaster-capitalism-shock-doctrine

[2] Franklin Delano Roosevelt’in baş harflerinden oluşan kısaltma. Amerika Birleşik Devletleri’nin 32. Başkanı olup en uzun süreyle görevde kalan başkanı olan Franklin Delano Roosevelt, Amerika’da sıklıkla bu kısaltmayla anılır. (ç.n.)

[3]Yeni Anlaşma (New Deal), 1933 ve 1938 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde yürürlüğe giren ekonomi ağırlıklı yerli program. (ç.n.)

[4]ABD’nin günümüzdeki başkan yardımcısı. (ç.n.)